29.11.2020

KENTLER BİRAZ DA UYGARLIK TARİHİNİN AYNASIDIR

Mehmet Fatih Atay (Konuk Yazar) EFELER BELEDİYE BAŞKANI

Düşünelim bakalım; hangimiz tarihin bugüne yıkık dökük harabeler biçiminde de olsa ulaşmış kentlerinden; Palmira’dan, Memphis’ten, Aspendos’tan, Perge’den, Roma’dan, Efes’ten etkilenmiyoruz? 
 
Bu kadim kentlerdeki estetik ve teknik, insan elinden yine insan için mi çıkmıştı?
Bu uygarlıkların o kentleri kim için kuruldu, nasıl bir hayat gereksiniminin ürünüydü? 
O muazzam uygarlığın başarısını bugünün devasa kentlerinin örneği olarak gösterebileceğimiz kentleri nasıl ve niçin ortaya çıkardılar? 
Onlar da kuşkusuz bugünün mimarisinin öncülleri olan devasa kaleler, saraylar, tapınaklar, arenalar, amfi tiyatrolar inşa ettiler. 
Bugünden farklı olarak onların kent ve uygarlık inşaası insan, emek ya da doğa sömürüsünden bağımsız düşünülebilir mi?

Hakikaten soralım bugün yeniden: “Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?
Bir de Babil varmış boyuna yıkılan, kim yapmış Babil’i her seferinde?
Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar
altınlar içinde yüzen Lima’nın?” 

ve asıl bugünün de değişmeyen sorusu; varlığını insan ve doğayı sömürüye dayandırmayan uygarlık var mı, yaşayabilir mi?


Aslında evet...Yaşatabiliriz.
Bugünün iktidar mekanizması içinde olan bizler, en basit hali ile ben; bir belediye başkanı olarak yaşadığım, yönettiğim kentin inşasını insanlığın iyilik ve hayrına dokunacak biçimde kurulmasına katkı sunabilirim.
İnsanlar, burada güle oynaya yaşayabilirler.

Bu kent adalet ve refah temelinde, mimari değerler merkezinde inşa edilip yönetilebilir.
Bunun önünde bir engel yok.
Toprağı, suyu, havayı kirletmeden, doğaya zarar vermeden huzur ve refah içinde bir uygarlık inşaası mümkün.
İnsan için adalet, doğa için merhamet uygarlığın kendisi olabilir.

Bir merhamet uygarlığı için doğadan başlayan, insanı kuşatan bir adalet anlayışı neden olmasın?


Biz bu adalet anlayışının mümkün olduğunu ve bunun için siyasal bir iradenin varlığını önemsiyoruz.

Biz, buna inanıyoruz.

İnanıyoruz; çünkü soluduğumuz hava bu dünyanın, bastığımız toprak bu doğanın...

Bize bakalım biraz.
Tarihin beşiği bizim topraklara...

Tokat'ın Erbaa ilçesi sınırları içinde yer alan, halkın tarım ve hayvancılıkla geçindiği topraklarda altın madeninin arama faaliyetleri karşı “Razı değiliz, Beşikteki çocuklar bile razı değil!” diyen bir Ana'doludan söz edeceğim.

Artvin'den Ünye'ye, Tokat'tan, Munzur'a
bütün Anadolu’muza...

Gözü insan ve doğaya kapalı, sadece para gören şirketlerin her yandan saldırıya geçtiği Anadolu’muza...

Bugün, neredeyse havasını solunmaz, suyunu içilmez hale getirilen; bağımıza, bahçemize, suyumuza canımıza çöken şirketlere, jeotermallere karşı amansız mücadele eden analarımızın ve kardeşlerimizin var olduğu, Efeler halkının da parçası olduğu bütün bir Anadolu’muza.

Bizim varlığımızın aslı Efeler’in de parçası olduğu Anadolu’muzdur. Biz, bu tarihsel iki mirasın kendimiz icin değil, bütün bir yaşam için olduğunu biliyoruz.

Biliyoruz; çünkü doğasız bir kent soluksuzdur.

Bizim bu kentte yaşayan herkesin soluk alması için, bu kentin insan odaklı inşaasına ve doğasının insan için korunmasına dair attığımız her adım aslında adaletin kendisidir.
Herkes için yaşanılır kentler bizler için başlı başına bir adalet mücadelesidir.

Bizler, doğamızın şirketlere peşkeş çekilmemesi, halkımızın sağlığı için yaşam ve adalet mücadelesi vereceğiz.

Yukarıda söylediklerimizin ışığında bir yol ayrımınında olduğumuzu görüyoruz.

Ve diyoruz ki, iki yol var karşımızda.

Biri; bizi soluksuz bırakan, yaşam sevincimizle birlikte tarihsel belleğimizi körelten, insana ve doğaya dair sadece anılar bırakan bir yol.

Bu yola girmiyor ve reddediyoruz.

Bizler, bütün insanlığının tarihsel mirası olan yaşam yoluna giriyoruz.

Bizim kentimizin yoluna.

Bu, bizim yaşamsal tercihimizdir.

Çünkü tarihin gölgesinde çocuklarımızın gelecek düşleri kurmasını istiyoruz.

İktidar hevesli koltuklarda oturarak plastik bir yaşama mahkum olmak istemiyoruz.

Çocukların ve kuşların sevinçli seslerinin yükseldiği, kapısı herkese açık, avlulu evlerin kentini kuralım istiyoruz.

Biz kentimizi; tarihi ve insanı ile, rengi ve kültürü ile, inancı ve edebiyle dünün izinde kurulabiliriz.

Başka bir kent...

Başka bir hayat mümkündür...

Ve bizler insan ve doğa için umudun kentlerini inşa edeceğiz.

Unutmayalım, bir yaprağın gölgesinde yaşayan insanların mirasçılarıyız biz.

Yazarın Diğer Yazıları