ATALAR MİRASI AYASOFYA VAKFİYESİ

Kayıt Tarihi: 01.01.1970 02:00 - Son Güncelleme: 19.09.2026 23:48
YAZI
A

 Değerli okuyucularım!

90 yıldır hiç gündemden düşmeyen Ayasofya ile alakalı Fatih Sultan Mehmet Han merhumun Vakfiyesinin aslını epeydir görmek ve okumak istiyordum.

Aslı 65 m. 30 cm, ceylan derisine, fasih bir Arapçayla yazılmış olan ve 141 sayfada tamamlanan vakfiyeyi BOA’dan satın aldım. Kırk sayfası tekrardan oluşan vakfiye 100 sayfadır. Bugün itibarıyla uzun ve titiz bir çalışmayla Türkçemize çevirdim.

Fatih Sultan Mehmet Han Ayasofya’yı on yıl emek verip bir fetih hakkı olarak üzerine tapu ettirdikten sonra camiye çevirmiş ve adını da Ayasofya Büyük Yeni Cami koymuştur.

Ayasofya / Azize Sofya Kilisesi Bizans İmparatoru I. Justinianus (Kostantin) tarafından, 532-537 yılları arasında peygamberimizin (sav) doğumundan 35 yıl önce, İstanbul'un tarihî yarımadasındaki eski şehir merkezine inşa ettirilmiş patrik katedralidir.

Konstantin Allaha şükran olarak inşa ettirdiği bu muhteşem eseri kendi mülkü olarak kaydettirmiş ve onu takip eden bütün imparatorlar da aynı yolu izlemişlerdir. Yani Ayasofya kilisesi her hangi bir ekümenik yapıya bağlı değildir. İşte bu kurala uygun olarak Fatih Sultan Mehmet de aynı zamanda Bizans İmparatorluğu varisi olarak kendi üzerine tapu yaptırarak ünlü vakfiyesini 1460 yılında kaleme almıştır.

Yüce peygamberimiz doğduğunda dünyanın dört bir yanında olağanüstü haller meydana gelmiştir. Bütün kiliselerin kubbeleri secdeye kapanmış, İran’da Nüşirvan’ın sarayı çökmüş, Mecusi ateşi sönmüş, Sava gölü kurumuştur. Aynı zamanda Ayasofya’nın da ana kubbesinde büyük bir yarık meydana gelmiş, kubbenin yarısı aşağı inmiştir.

Kubbeyi asla yerine tam olarak yerleştiremeyince içlerinden bir akıllı adam İmparator Hirakle; kubbeyi ancak Son Peygamber Hz Muhammedin vereceği bir icazet durdurabilir, dedi. Sonunda Hirakl elçi göndererek bu izni alıyor ve kubbe eski haline geliyor. Bu Hiraklin gizli Müslüman olduğu da bilinmektedir.

Bu Hirakl eğer peygamberimizin doğduğu andaki Hirakl olmasa bile oğlu veya torunudur. Hirakl, efendimizin İslam’a davet ettiği mektubun gönderdiği kişidir.

Ayasofya Vakfiyesinde Lanetleme

Allaha iman eden, onu göreceğine inanan, ahirete ve onun dehşetine itikat eden hiçbir Allah kuluna, kral olsun, Sultan olsun, vezir olsun, şevketli olsun, güçlü olsun, hakim olsun zorba ve diktatör olsun özellikle mütevelli ve Nâzır makamında olanlar olsun bu vakfiye hakkında suiistimalde bulunamaz.

Kim bu vakfiyenin şartlarından birini değiştirmeye kalkarsa, zabıtlarından birisini eksik bırakırsa, bu vakfiyenin iptali, değiştirilmesi yolunda koşarsa, batıl ve geçersiz yorum ve laflarla aslına aykırı uygularsa, asıllarından kendisine bir pay çıkarırsa, ayrıntılarında bir itiraz ortaya koyarsa, şeriat haricinde bir uygulamaya vesile ederse, yanlış yorumlarla tevliyet ve nezaret haklarını ihlal ederse, vakfiyenin eksik ve yanlış tatbikine yol çarsa, yol açanlara yardımda bulunursa, defter kayıtlarında ve hesaplarda en ufak bir yanlış tasarrufta bulunursa harama düşmüş ve günaha batmış olur.

“İşte onların cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lânetinin üzerlerine olmasıdır. Bu lânete ebedî gömülüp gidecekler. Onların azapları hafifletilmez; yüzlerine de bakılmaz.” (Ali İmran 87-88)

“Her kim işittikten sonra vasiyeti değiştirirse, günahı ancak onu değiştirenlerin boynunadır. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Bakara 181)

Bu vakfiyede zulüm ve zorbalıkla tahrif ve tebdil yoluna gidecekler; ölüm anını, ölümün şiddetini, kabrin karanlığını ve vahşetini, Münker’in heybetini, Nekir’in darbesini, ikisinin beraber saldığı korkuyu, Allah’ın önünde duracağı anı hatırlasın!

“Onlar, büyük bir gün; insanların, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?” (Muttaffifin 6) “O gün hiçbir kimse başkası için bir şey yapamaz. O gün iş Allah'a kalmıştır” (İnfitar 19)

Kim Allah’ın kitabına ve resulünün sünnetine aykırı hareket ederse Allah’ın haram kıldığını helal saymış olur. Müslüman kardeşinin vakfı hakkında suiistimalde bulunmuş olur. Hayratının tahribatına, iyiliklerinin iptaline ve vakfın iyiliklerinin durması için gayret etmiş olur.

“Böyle bir günde her kim onlara arkasını dönerse mutlaka o, Allah’ın gazabına uğramış olur. Onun varacağı yer de cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası! (Enfal 16)

Artık Vakfiye sahibinin ücreti sadece Hay ve Kerim olan Allaha aittir. Vâkıf, Allah’ın derin ihsanlarına, büyük fazlına ve engin rahmetine muhtaçtır.

“Gerçek şu ki, iman edip iyi işler yapanlara gelince, elbette biz iyi iş yapanların ecrini zayi etmeyiz.” (Kehf 30)

Vakfiye üzerinde imzası bulunan hâkim, vakfiyenin yazıldığı gibi doğru, şer’i- şerife uygun, şartlarıyla, fasıllarıyla, bütün bölümleriyle ve kıyamete kadar uygulanabilir haliyle kanuna ve nizama mutabık olduğuna hükmetmiştir.

Sağlam ve mazbut şahitlerin huzurunda bu vakfiye Zilhicce ayında yazılmış ve ebediyen uygulamaya konmuştur.

(Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Osmanlı Arşivi TKGM-d-02147-0001 / 0141/S. 19-20)

 

ETİKETLER: