ESTETİKTEN UZAK ŞEHİRLER

Kayıt Tarihi: 01.01.1970 02:00 - Son Güncelleme: 20.09.2026 08:37
YAZI
A

Şehirleri inşa ederken, estetikten uzak bir anlayış hakim oldukça, şehirler beton yığınlarından ileri gidemez.

Şehirlerin bir kompozisyonu olmalı. İnşaat mühendisleri, mimarlar, şehir planlayıcıları… sanatkâr ruhu ile dokunuşlar yapabildikleri ölçüde estetik şehir yapılanmalarından bahsedebiliriz.

Mimari projeler; öncelik maddiyat odaklı, çabucak inşa edilebilen, kısa sürede mantar biter gibi yapılan binalardan oluşmakta.

Göze hitap edemeyen, kültürel ve tarihi değerlerle süslenmemiş, sanatsal yönden de fakir olan yüzlerce tek tip dairelerden oluşan, hayatımızın her anını geçirdiğimiz mekanlar, maalesef modern hapishane görünümlü.

Şehirlerde tek tük tarihi geçmişi olan taş işçiliği ile yapılmış binalar gözümüze ilişir. Estetik, sanatsal yönü içimizi ısıtıverir. Binaların ruhu da estetik duruşu iledir.

İmar planları da estetikten çok uzak. Bir cadde üzerinde 4-5 katlı binalar sıralanmış, bununla birlikte aralarına 10-15 katlı binalar da serpiştirilmiş. Bahçeli villalar arasına mantar biter gibi 30-40 katlı gökdelenler dikilmiş. O kadar itici ve göz zevkimizi bozuyor ki !...

***

Cadde dizaynları da kompozisyondan çok uzak. Misal vermek gerekirse çift yönlü üç  şeritli caddeler; 2-3 km sonra birden tek yöne ve birer şeride düşüvermiş.

 Kimi caddeler refüjleri ve kaldırımları ile göz doldururken, paralelindeki bir caddenin kaldırımları daracık, iki kişi zor yürüyor. Bir cadde sıcak asfalt ile kaplanmış, diğer bir cadde parke ile döşenmiş. Caddelerin ve sokakların her kesişim noktası, kırmızı ışıklarla sekteye uğratılarak trafik yoğunluğu uzayıp gitmiş ise şehrimizin yolları estetik ve kullanışlı olabilir mi?

Akışkan yollar, estetik binalar şehre ruh katar. Taş işlemeciliği mazide kalmış ise estetik binalardan bahsedemeyiz. Akıllı ve modern binalar inşa edebilirsiniz, lakin ruh veremezsiniz.  

Tabiatla iç içe, betondan uzak, taş işçiliğinin hakim olduğu şehirler; hem estetik hem de huzur kaynağımızdır.

 500- 600 yıllık yapılar sapa sağlam, aynı zamanda ruhumuza hitap ediyorsa günümüz mühendislerinin ve mimarlarının kendilerini sorgulamaları gerekmez mi?

Mimar Sinan tarihi değerimizdir. Eseleri şaheser, muhteşem, övünç kaynağımız ise mesleğine sevda, ruh katmıştır.

***

Niçin Sinanlarımız yok?

Eline biraz para geçen mimarlığa soyunursa, estetik şehirler inşa edilebilir mi? Şehrimize aşk ile bağlanamıyorsak o şehirlerde ruh kalmamıştır. Çarpık, hızlı şehirleşme sonucu, ruhsuz beton yığınları arasında, açık hava hapishanelerinde yaşamaktan kendimizi alamayız.

Hülâsa; şehirler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, tüm noktalar bize gülümsüyorsa o şehrin planlayıcıları, mühendisleri, mimarları, yöneticileri… işlerini tutku ile yapıyordur.

Ne dersiniz dostlarım?

 

ETİKETLER: