SESİMİ DUYAN VAR MI?
Gece büyük bir gürültü ile uyanıyorsunuz. Her yer karanlık, olduğunuz yerden kalkmaya çalışıyorsunuz fakat hareket edemiyorsunuz. İşte o an enkazda olduğunuzu anlıyorsunuz. O an yalnızca duymak istediğiniz bir ses, duyurmak istediğiniz bir ses oluyor. Tek düşünceniz güneşi yeniden görebilmek sevdiklerinize kavuşabilmek. Her deprem olduğunda içimizi sızlatan, yüreklerimizi yakan “SESİMİ DUYAN VAR MI?” cümlesini işitiyoruz. Depremi yaşayan ya da yakınlarını depremde kaybedenler ise bu sözü ömürleri boyunca hiç unutmuyorlar. İnsanlar öğrendiği bilgileri unutabilir. Psikolojimizi oluşturan üç öğe vardır. Bunlar düşünce, duygu ve davranıştır. Zihnimizden geçenler düşünceyi, hissettiklerimiz duygularımızı, düşünce ve duygularımızın birleşimi ile meydana gelen hareketlerimiz davranışlarımızı oluşturur.
Yaşanan duyguların unutulması ise mümkün değildir. Depremle ilgili bilinçlendirme yaparken çocuklarımızın duygularına hitap etmeliyiz. İnsanın aldığı bütün kararlarda ve hayat mücadelesinde duyguların önemi büyüktür. Duyguları etkileyen diğer etmen ise bireyin doğumdan itibaren annesi ile kurduğu bağdır. Bartholomew ve Horowitz göre bu bağlar; güvenli, korkulu, kaygılı ve kayıtsız bağlardır. Yapılan araştırmaların sonuçlarında bu bağlar içerisinde güvenli bağlanma modelinin en sağlıklı olduğu görülmüştür. Bu bağ ile yetişen çocukların öfke eğilimleri düşük, benlik saygıları, duygu yönetimleri ve kendini ifade etme becerileri yüksek olduğu ifade edilmiştir. Çocuklarımızı her an karşı karşıya gelebilecekleri günlük hayattaki problemler ve beklenmedik deprem gibi afetlerle mücadele etmesi için doğduğu andan itibaren güvenli bağla yetiştirmeliyiz.
Aşık Veysel’in “Benim sadık yârim kara topraktır.” Türküsündeki sözlerde olduğu gibi insanoğlunun en güvendiği şey topraktır. Yapılan araştırma sonuçlarında topraktan gelen afetlerin insanlarda psikolojik ve toplumsal olarak daha büyük izler bırakmakta olduğunu görmekteyiz. Deprem kuşağında yer alan bir ülke olarak yapılarımızı nasıl depreme karşı sağlam ve dayanıklı hale getirmek için çaba sarf ediyorsak, yetiştirdiğimiz neslin de depremler karşısında güçlü olmasını sağlamalıyız. Bilinçlendirme çalışmalarında deprem sırasında yapılacaklar kadar, deprem sonrası yaşanacakların deneyimlenmesini sağlayabiliriz.
Okullarda yapılan tatbikatlar çocuklar için güzel bir bilinçlendirme yöntemi olmasına rağmen tatbikat öncesi farkındalık eğitimlerinin duygulara hitap edecek şekilde verilmesi yapılan işi daha anlamlı kılacaktır. Tatbikatlarda deprem sırasında “Çök-Tutun-Korun” yöntemini çocuklara uygulamalı olarak göstermeliyiz. Neden bu yöntemi kullandığımızı açıklamalıyız. Bu eylemin koruyucu olabilmesi için yapıların depreme dayanıklı, yapı içindeki eşyaların ise yapıya sabitlenmiş olması gerektiğini çocuklar vasıtasıyla aileleri de bilinçlendirecek şekilde planlamalıyız.
Japonya, kurduğu erken uyarı sistemi, depreme dayanıklı yapılar, yapılar içerisindeki eşyaların yapıya sabitlenmiş olması, en önemlisi tatbikat ve diğer bilinçlendirme çalışmaları sayesinde depremleri en az kayıpla atlatabilmektedir. Japonya örneğinde olduğu gibi depremi engellememiz mümkün olmasa da maddi ve manevi zararlarını en aza indirmek bizim elimizdedir. Bunun için yerel yönetimlerimiz; T.C. Kalkınma Bakanlığı, Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ile Japon Bilim ve Teknoloji Ajansı’nın (JST) desteği, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) ile Japonya Deniz-Yer Bilimleri ve Teknoloji Ajansı (JAMSTEC) iş birliği ile gerçekleştirdikleri MarDİM Projesini örnek alabilirler. Bu projede güncellenmiş afet eğitim programlarını animasyonlar ve dijital oyunlar haline getirip bilinçlendirme çalışması yapabilirler. Projede yapılan “Deprem Park” çalışmasını kendi şehirlerine uygun olarak yeniden tasarlayıp hizmete sunabilirler. Bu parklara çocukların depremdeki sarsıntıyı görebilmelerini sağlamak için koyulacak deprem simülatörü ile deprem sarsıntısı ve depremde çıkan sesin birebir aynısı yaşatılabilir. Yerel yönetimler deprem ve diğer doğal afetler konusunda dayanışma içerisinde olmalı ve bu konudaki tecrübelerini paylaşmalıdırlar. Yerel yönetimler geniş çaplı deprem tatbikatları planlayabilir ve her yıl bu tatbikat zamanı farklı yöntemlerle bilinçlendirme çalışmaları yapabilirler. Okul öncesinden itibaren her yıl yapılan deprem tatbikatlarına destek vermeliyiz. Yapılan bu tatbikatların niteliğini arttırdıkça yaşanacak bir depremde insanların soğukkanlı olmasını ve bilinçli hareket etmesini sağlayabiliriz.
Depremde kaybedilenlerin yerine, kendimizi koyma duygusunu depremden önce önlem için hayata geçirmeliyiz. Doğan Cüceloğlu’nun ifade ettiği gibi “Ölüm en güçlü öğretmendir.” Ve biz ülke olarak deprem konusunda bu öğretmenden tekrar ders almamalıyız.

